Sonbahar geldi çattı!
Hayır hayır, olumsuz bir yüklemle başlamıyoruz. Yeniden deneyelim: “Hoş geldin mevsimlerin en romantiği sonbahar!” Çok güzel oldu, değil mi? Ne yazın sıcağı ne kışın soğuğu; turuncunun en güzel tonları bizi sarmalarken romantikleşmeyelim de ne yapalım ki. Ama biz bu güzel mevsime sarının tonlarını da eklemek istedik: Küçük Prens’i dergimize davet ettik.
O da bizi kırmadı, davetimize cevap verdi. Onun hakkında hepimiz “kendi Küçük Prensi”ni yazarken fark ettik; zaten biz onu bu yüzden seviyoruz. Gittiği gezegenlere bizi de götürüyor, bizi de gördüklerine şahit ediyor. Ama asla zorlamıyor; ne anlam çıkartacağımızı, hangi detayı incelememiz gerektiğini hep bize bırakıyor. İster Tilki’ye ister Gül’e ister hesapları hiç bitmeyen adama ister de Prens’in dağınık saçlarına… Belli ki çekelim götürelim gördüklerimizi ve onlarla yeni dünyamızı yaratalım istiyordu.
Bizler de öyle yaptık; kalbimizde, hayallerimizde, gördüğümüz “prenslerde” dünyamızı genişlettik.
İncecik bir kitap nasıl bu kadar çok şey yapar diye düşünmedik. Dünyanın gerisiyle aynı fikirdeydik; bu kitap bambaşkaydı. O yüzden bu sayıya Küçük Prens’i davet ettik ve onun üzerimizdeki etkilerini yazdık. Bununla da kalmadık dünyasını inceledik; enine boyuna, kumuna, yazarına, uçağına kadar.
Sizler de onu davet etmek isterseniz, onunla bu sayfaların arasında karşılaşabilirsiniz.